|
HDTV'lerin hızla yaygınlaştığı ve
tüplü televizyonların yerini almaya başladığı bu dönemde, konuya merak salan
hepimiz daha önce duymadığımız ya da duysak da anlamını bilmediğimiz çeşitli
teknolojik kavramlarla karşılaşıyoruz. Bu teknolojileri anlayabilmek için bu
kavramların ifade ettiği anlamları bir nebze bilmek durumundayız.
İşte
bu kavramlardan 4 tanesi:
- Video ya da görüntü işlemci
- De-interlacing (bu kelimenin türkçe karşılığı yok)
- Cadence (bu
kelimenin de türkçe karşılığı yok)
- Ölçeklendirme (scaling)
LCD ve
plazma panellerin işleyiş mantığını anlayabilmek ve özellikle de video
işlemcilerin önemini kavrayabilmek için bu 4 kavram çok önemli.
Alttaki
yazı 2 kaynaktan çeviridir.
1) HQV Silicon Optix internet sitesi
(ilk 3 madde)
2) Home Theatre dergisi (ölçeklendirme)
Bu ana
başlıkların altında aynı zamanda yine çok önemli olan progresif tarama,
interlaced tarama, interpolasyon, taraklanma (combing), tüylenme (feathering)
gibi önemli kavramların da tanım ve açıklamalarını bulacaksınız.
Bunların yanısıra, video işlemcinin kalitesinin en az HDTV broşürlerinde
yer verilen, kontrast, parlaklık, çözünürlük gibi değerler kadar önemli olduğu
konusunda bana iştirak edeceğinizi umuyorum. Hepimiz ağırlıklı olarak SD ve
interlaced kaynak kullanıyoruz. Hiçbirimiz kullandığımız panelleri sürekli
olarak fiziki çözünürlüklerine uygun sinyallerle besleyemiyoruz. Bu nedenle de
de-interlace ve ölçeklendirme işlemleri daha da büyük önem kazanıyor.
Çevirinin özellikle ölçeklendirme bölümündeki son kısımları çok teknik.
Bu kadar teknik bir konuyu çevirmek için önce anlamam gerekti. Bugüne kadarki
iyi kötü birikimimle bu kısmı nispeten kolay atlattım. Asıl zor kısmı anladığımı doğru şekilde tercüme etmek oldu. Epey
uğraştım. Asla tamamen sadık kalmaya çalıştım.
İlgi duyan arkadaşlara
yararlı olması dileğiyle.
Sevgi ve saygılarımla.
VIDEO
İŞLEMCİ NEDİR?
HD (yüksek çözünürlük) video harika birşeydir. Güzel
resmi ve dijital surround sesi kim sevmez ki? Eski 27 inch veya 32 inch CRT
televizyonunu yeni güzel bir HDTV ile kim değiştirmek istemez ki? Düşük
çözünürlüğe NTSC-PAL gibi sinyallere hoşçakal demenin zamanı gelmiştir. HD
görüntü ile hayat şahane olacaktır, değil mi?
Bu kadar çabuk değil.
Elbette, artık HD sinyalleri izleyebilirsiniz ve harika görüntü verirler. Ancak,
ya HD formatında olmayan en sevdiğiniz TV şovlarını izlemek istediğinizde ne
olur? Görüntüdeki bütün gürültü ve kirlilik hala devam etmektedir ve hatta
artmıştır. Bir çok insan, en sevdikleri TV şovlarının HDTV’lerinde eski
TV’larından daha kötü göründüğünü farkettiklerinde şaşkınlık yaşamaktadır.
CRT (tüplü) televizyonlarla karşılaştırıldığında, çeşitli teknolojilere
dayanan sabit pikselli ekranlar günümüz home theatre pazarında ağırlıklı hale
gelmiştir. Rekabet halindeki bu teknolojileri tanımlamak için LCD
(liquid-crystal display), DLP (Digital Light Processing™), LCoS (liquid crystal
on silicon) ve PDP (plasma display panel) gibi bir sürü kısaltma kullanılır.
Bu teknolojilerin hepsi elektronik imajları değişik yöntemlerle
oluşturur, fakat ortak bir karakterleri vardır: sabit görüntü pikselleri. Bu
sabit piksel yapısı ekranın fiziksel çözünürlüğünü belirler ve buna da ekranın
“doğal çözünürlüğü” denir.
Gelen bütün video sinyallerini sabit pikselli
ekranın doğal çözünürlüğüne dönüştürmek için, üreticiler HDTV’nin içine bir
video işlemci çipi yerleştirmek zorundadırlar. Görüntü sinyalini doğal
çözünürlüğe ölçeklendirmenin (scaling) yanısıra, bu video işlemciler normalde
sinyali dönüştürme ve tranfer işlemlerinden dolayı kötüleşen görüntüyü
iyileştirme ve bazı deformasyonları ortadan kaldırma amaçlı olarak da
tasarlanmışlardır. Video işlemci, HD sinyalle bile, genel resim kalitesinde
belirgin bir fark yaratabilir.
Maalesef, video işleme teknolojisi
bugünün gittikçe irileşen ve kötü video işleme nedeniyle ortaya çıkan resim
kusurlarını daha da büyüten HD ekranlarını yakalayamamıştır. Ve her ne kadar her
HDTV bir video işlemcisine sahipse de, sadece en yüksek kalitedeki işlemciler
görüntüdeki tüm nüansı, detayı ve içeriği yansıtmaya muvaffak olabilmektedir.
Video işlemciler, alt seviye cihazlarda kullanılan gelişmemiş 10 dolarlık
çiplerden Hollywood üretim evlerinde kullanılan buzdolabı büyüklüğündeki 70,000
dolarlık çiplere kadar çeşitlilik arzetmekte ve günümüzde video işlemciler
görüntü kalitesinde en belirleyici rolü oynamaktadır.
DE-INTERLACING
DVD, SD (standart çözünürlük) TV
yayınları ve 1080i HD (yüksek çözünürlük) TV yayınlarını da içeren video
kaynaklarının çoğu interlaced resim gönderirler. Her video karesinin tamamını
bir seferde göndermek (buna progresif tarama deniyor) yerine, çoğu video
kaynakları video karesinin sadece yarısını bir seferde gönderirler. Buna
interlaced tarama denir ve bu kavram video kayıt cihazlarında da geçerlidir.
video kameraları ve film transfer cihazları bir seferde karedeki resmin yarısını
kaydederler.
“Interlaced” ve “progresif” sözcükleri CRT ve tüplü tvlerin
zamanında ortaya çıkmıştır. Bu televizyonlar, ekrandaki her karenin görüntüsünü
bir elektron ışınının, en tepeden en alta kadar ekranı yatay olarak taraması
suretiyle oluştururlar. Işın tarafından “çizilen” her yatay çizgi resmin o
bölgedeki parçasını oluşturur. Tarama interlaced ise, elektron ışını, her karede
satırları atlayarak çizer (bütün tek satırlar). Bu tek satırlar kümesine “tek
satırlar alanı” denir. Ondan sonra ışın tekrar ekranın tepesinden başlayarak bu
kez eksik kalan çift satırları çizer. Bu çift satırlar kümesine de “çift
satırlar alanı” denir. Tek ve çift satırlar alanları bir araya gelerek video
resmindeki bir tam kareyi oluştururlar.
Yakın zamana kadar bütün CRT
televizyonlar bu şekilde çalıştığı için, onlara gönderilen sinyal de tek
çizgiler ve arkasından çift çizgiler mantığına göre tasarlanmıştı. Bu sinyal
tipi (interlaced) televizyonların yetenek seviyesine uygundu, fakat bir yandan
da aslında görüntünün oluşturulması için belirli bir zaman diliminde
gönderilmesi gereken bilginin
yarısının atılması demekti. Diğer bir ifadeyle bant genişliği ihtiyacını yarı
yarıya azaltıyordu, bu da yayın kuruluşları için iyi haber anlamını taşıyordu.
(Bazı modern CRT televizyonlar her karedeki satırların tamamını bir seferde
yukarıdan aşağıya tarayabilme yeteneğine sahipler, yani progresif tarama
yapabiliyorlar)
Bugün, pazarda yaygınlık kazanan ve DLP, LCD, LCOS (SXRD
ve D-ILA bunun türevleridir) ve plazmayı kapsayan HDTV’ler dijital teknoloji
kullanıyorlar. Ekranda resmin satırlarını çizmek yerine, bu teknolojiler,
görüntüyü bir piksel dizininden oluşturur ve her kare bir seferde görüntülenir.
Başka bir ifadeyle, görüntü, CRT’lerde olduğu gibi satır satır çizilerek değil,
bütün pikseller aynı anda aktive edilerek oluşturulur.
Böyle de olsa,
HDTV’nin ne göstereceğini belirleyen hala sinyalin interlaced mi yoksa progresif
mi olduğu, yani kaynaktan bir seferde gönderilen bilginin yarım kare mi yoksa
tam kare mi olduğudur. Gerçekte dijital ekranlar düzgün şekilde çalışmak için
progresif sinyale ihtiyaç duyarlar. O halde, ulaşan sinyal interlaced ise
gösterilebilmesi için öncelikle progresife dönüştürülmeleri gerekir.
DVD
ve 1080i kaynaklardan gelen interlaced sinyalin progresif formata dönüştürülmesi
bütün dijital ekranlarda zorunludur. Bu video işlemcinin görevidir ve bu prosese
“de-interlacing” denir. Video işlemciler bütün dijital ekranlarda ve bir çok dvd
oynatıcı ve kaynak cihazlarda bulunur.
Video görüntüsündeki nesneler
hareket etmiyorsa, de-interlacing işlemini yapmak çok kolaydır; iki alan tam bir
tek kare oluşturmak üzere birleştirilir. Lakin, eğer kayıt interlaced formatında
gerçekleştirildi ise, tam kareyi oluşturan iki kaynak alanı aynı anda
kaydedilmemiş demektir. Her kare önce 1/50 veya 1/60 saniyelik zaman diliminde
önce tek alan olarak, sonraki zaman diliminde de çift alan olarak kaydedilir.
Bu durumda, video görüntüsündeki nesne bu zaman parçası diliminde
hareket ederse, alanların birleştirilmesi işlemi basit olarak “taraklanma” veya
“tüylenme” diye tabir edilen görüntü hatalarına neden olur.
En Basit
İşlemci Yaklaşım (Statik Duyarlı)
Bu görüntü hatalarını engellemek
için kullanılan en basit yöntem çift alanları yok saymaktır. Buna statik duyarlı
yaklaşım denir. Bu yöntemde, iki alan işlemciye ulaştığında, çift alanlardan
gelen bilgi tamamen yok sayılır.
Video işlemci devresi kayıp olan
çizgileri üst ve alt çizgilerdeki piksellerin ortalamasını alarak yeniden
oluşturur. “Taraklanma” efekti ortaya çıkmazken, görüntü kalitesinden feragat
edilmiş olur. Çünkü detay ve çözünürlüğün yarısı gerçekte silinmiştir.
Bütün standart çözünürlüklü video işlemciler tarafından daha gelişmiş sanal teknikler kullanılır, ancak bu temel yaklaşım hala HD sinyaller için kullanılmaktadır. Çünkü daha yüksek video çözünürlükleri daha yüksek işlemci ve
data transfer hızı gerektirmektedir.
Gelişmiş İşlemci Yaklaşımı (Kare
Bazlı Harekete Duyarlı)
Daha gelişmiş de-interlacing teknikleri film
karesi bazlı, harekete duyarlı algoritmalar içerir. Özünde bu video işlemciler
de yukarıda açıklanan tekniği kullanırlar. Ancak, basit bir hareket hesaplaması
kullanarak, video işlemci tüm resimde ne zaman hareket oluşmadığını belirler.
Eğer resimde hiçbir şey hareket etmiyorsa, işlemci iki alanı direkt
olarak birleştirir. Bu yöntemle sabit görüntüler 1080 satırlık dikey
çözünürlüğün tamamına sahip olabilir, fakat hareket meydana gelir gelmez,
bilginin yarısı göz ardı edilir ve çözünürlük 540 satıra düşer. Bu yüzden statik
test desenleri keskin görünürken hareketli video keskin görünmez.
Günümüzde, film karesi bazlı harekete duyarlı teknikler standart
çözünürlük video işlemcilerde genellik arzetmektedir. Ancak, bu yöntem hala HD
video işlemcilerde hesaplama karmaşıklığı nedeniyle ender olarak
kullanılmaktadır.
Silicon Optix HQV Yaklaşımı (Piksel Bazlı Harekete
Duyarlı)
HQV işlemci mevcut en gelişmiş de-interlacing tekniğini
kullanmaktadır: gerçek piksel bazlı harekete duyarlı yaklaşım. HQV işlemci ile,
hareket, kare seviyesi yerine piksel seviyesinde tespit edilir. Hareket
esnasında de-interlace yapılırken piksel kaybının engellenmesi matematiksel
olarak imkansız ise de, HQV işlemci sadece “taraklanma” efektine neden olacak
pikselleri silme yönünde seçici davranır. Diğer her şey tam çözünürlüğünde
gösterilir.
Piksel bazlı harekete duyarlı de-interlacing yöntemi
hareketli nesnelerde deformasyonları engeller ve bunu yaparken de komşu
piksellerde hareket olsa dahi ekranın hareketsiz kısımlarında tam çözünürlüğün
korunmasını sağlar.
“İkinci Aşama” Diyagonal Interpolasyon
Hareket eden alanlardaki bazı detay kayıplarını engellemek için, HQV
işlemci, hareket eden nesnelerin kenarlarında meydana gelen kayıp bilginin
yeniden oluşturulması için çok yönlü bir diyagonal filtre uygular. Bu filtre
bütün “tırtıklanma”ları filtreler. Bu işleme “ikinci aşama” diyagonal
interpolasyon denir. Çünkü bu işlem birinci aşama olan de-interlacing işleminden
sonra yapılır. Diyagonal interpolasyon de-interlacing işleminden bağımsız
gerçekleştirildiği için benzer algoritmalar film karesi bazlı de-interlacing
yaklaşımında da kullanılır.
Piksel bazlı harekete duyarlı de-interlacing
tekniği başka üretici firmalar tarafından da kullanılıyor olsa da, bu teknikler
birebir aynı değildir. Gerçek bir piksel bazlı harekete duyarlı de-interlacing
uygulayabilmek için, video işlemcisi 4 alan analizi yapmak zorundadır. Hangi
piksellerin hareket halinde olduğunu belirleyebilmek için mevcut karede analiz
edilen iki alana ek olarak önceki karedeki iki alana da ihtiyaç vardır. Açıktır
ki, eğer işlemci önceki iki alanı değerlendirmiyorsa, gerçek piksel bazlı
harekete duyarlı analizleri yapamıyor demektir basitçe. Bazı işlemciler ise
bölge bazlı analiz uygularlar. Bu analizde hareket, tam karenin ya da tek tek
piksellerin yerine resimdeki nispeten büyük blokların değerlendirilmesi
suretiyle belirlenir. Tabii ki bu durumda, “4 alanlı” bir analiz tek başına
piksel bazlı harekete duyarlı de-interlacing yapıldığı anlamını taşımamaktadır.
FİLM KADENSİ VE VİDEO/FİLM AYRIŞTIRMA
Sinemalar
saniyede 24 kare ile kaydedilir. DVD’ye dönüştürülürken ya da televizyon yayın
kuruluşu tarafından yayınlanırken bu 24 kare 60 interlaced alana dönüştürülmek
zorundadır. Bir filmin 4 karesinin olduğunu varsayın: A, B, C ve D.
İlk
aşama bu 4 karenin 8 alana dönüştürülmesidir. Bu işlem saniyedeki 24 kareyi
saniyede 48 interlaced alana dönüştürür. Sonra, NTSC standardının daha hızlı
olması ile (kabaca saniyede 30 kare veya saniyede 60 interlaced alan) başa
çıkabilmek için, belirli alanların tekrar edilmesi zorunlu hale gelir. Bu, her
diğer kareye fazladan bir alan eklenmesi ile yapılır. Yani, kare A’nın her iki
alanı (A-tek, A-çift), ama kare B için 3 alan (B-tek, B-çift, B-tek) kaydedilir.
Bu döngü kare C ve kare D ile tekrarlanır. Buna 2:3 kadensi denir. Çünkü bir
karenin iki alanı gösterilir, sonraki karenin 3 alanı gösterilir.
Bu
seri bir progresif taramalı ekranda gösterildiğinde, daha önce anlatılan
de-interlacing tekniklerini (statik duyarlı, harekete duyarlı, vb) kullanmak
mümkündür. Ancak, orijinal kareleri hiçbir data kaybı olmadan mükemmel şekilde
yeniden oluşturmak da mümkündür. Saniyenin ardışık dilimlerinde iki alanın
kaydedildiği interlaced görüntünün tersine, bu alanlar aynı anda, aynı kareye
kaydedilir ve daha sonra iki alana ayrılır.
O halde, orijinali 24
kare/saniye olan bir filmi gösterebilmek için, bir video işlemcisinin yapması
gereken tek şey alanları analiz etmek ve muntazaman birbirini takip eden iki
alan ve 3 alan desenlerinin varlığını tespit etmektir. Bu belirleme ve yeniden
inşa etme işine 3:2 pulldown (çekme) denir ve en kötüleri hariç tüm de-interlace
işlemcilerinde bulunur. Maalesef hiçbir şey bu kadar basit değildir.
Karışık Video ve Film
Bazen, videoya dönüştürülen filmde
ek düzenlemeler yapılır. Bunlar başlıklar, geçişler ve diğer efektlerdir.
Sonuçta, işleme tabi tutulmayan karelerin doğru kadensinin belirlenmesi ve
orijinal karelerin yeniden inşa edilmesi suretiyle daha iyi sonuç alınırken,
görüntünün bazı parçaları standart çözünürlüklü de-interlacing yaklaşımı ile
işleme tabi tutulduğundan tam karelerin basitçe yeniden oluşturulması
taraklanmaya neden olur.
De-interlacingte olduğu gibi, karışık video ve
filmlerin çözümlenmesine yönelik de çeşitli yaklaşımlar vardır. Eğer işlemci
materyali film olarak yorumlarsa, video kısmında “tüylenme” efektleri
oluşacaktır. Eğer işlemci materyali video olarak yorumlarsa, film kısmı yarı
çözünürlükte görünecektir. Bazı işlemciler içerikte videonun mu filmin mi
ağırlıkta olduğunu belirler ve ağırlıkta olana göre yaklaşımı seçer. Genelde
materyaller film ağırlıkta olduğu için, sonuç “tüylenme” efekti olur. Diğer
işlemciler bu tür efektlerin hiç bir zaman ortaya çıkmaması gerektiği düşüncesi
ile tasarlanmışlardır ve yarı çözünürlük pahasına her durumda video
de-interlacing tekniklerini kullanırlar.
Diğer yanda HQV işlemci ise,
bütün işlemleri için piksel başına hesaplamalar yapar. Bu şu demektir: HQV
işlemci ile film kısmında piksellerde kadens belirleme stratejileri kullanırken
video kısmında piksel bazlı harekete duyarlı de-interlacing işlemi
gerçekleştirilebilmektedir.
Diğer Kadensler
Her ne kadar
24 kare/saniye filmler ve bunlarla bağlantılı 2:3 video kadensleri en yaygın
formatlar olsa da, bugün kullanılan tek kadens türü değillerdir.
Bazen,
TV istasyonları film bazlı sinemalarını ve şovlarını hızlandırırlar ve her 12.
alanı reklamlar için yer kazanmak adına ortadan kaldırırlar. Bu hızlanma
genellikle ortalama bir izleyici tarafından farkedilemeyecek kadar küçüktür,
fakat bu değişken hızlı yayınlar sıradışı kadenslerin (3:2:2:2:2 gibi) belirmesi
ile sonuçlanmaktadır. Eğer bir işlemci bu sıradışı kadensleri belirleyemiyorsa
çözünürlüğün yarısı kayboluyor demektir.
Kadenslerin değişkenliği bu
kadarla da sınırlı değil. Profesyonel DVCAM video kameraları televizyon
çekimlerinde ve film prodüksiyonlarında artarak kullanılıyor. Kayıt süresini
maksimize etmek için bu kameralar, 2:2:2:4 kadens veya 2:3:3:2 kadens
kullanıyorlar. Böylelikle progresif kaynak sinyali 480i olarak teypte
depolayabiliyorlar. Animasyonlar 5:5 ila 6:4 veya 8:7 (japon versiyonu)
kadenslerde daha da yaratıcı hale geliyor.
Çoğu işlemci gelen alanları
karşılaştırır ve doğru çözümlemeye ulaşmak için bu alanları en çok bilinen 3:2
veya 2:2 serilerle eşleştirmeye çalışır. Çoğu durumda bu işe yarar, fakat
işlemci işe başlamadan önce doğru kadensi seçebilmek için kısa bir gecikmeye
ihtiyaç duyar. Ek olarak, video işlemci animasyon veya DVCAM’lerde olduğu gibi
sıra dışı bir seri ile karşılaştığında, eğer statik duyarlı işlemci ise bilginin
yarısını yoketme yoluna gidebilir.
HQV işlemci ile kadens konusunda
hiçbir karışıklık yoktur. Gelen videoyu bilinen desenlerle eşleştirmek yerine,
gelen tam kareleri geldikleri şekliyle tanımlar. Ne kadar yaygın olduğuna
bakmaksızın bilinen bütün kadensleri tanımlama yeteneğine sahiptir, hatta henüz
icad edilmemiş kadensleri bile belirleyebilir.
ÖLÇEKLENDİRME
(SCALING)
Ölçeklendirme basit olarak gelen video sinyalinin
çözünürlüğünü ve en-boy oranını ekrana uygun şekilde değiştirmek demektir.
Ölçeklendirme olmadan ekranda gördüğünüz görüntü mevcut bütün pikselleri
kullanamaz veya piksellerin bazıları kesilerek resmin bir kısmı ile başbaşa
kalırsınız.
Ölçeklendirme özellikle önemlidir, çünkü günümüzde 4:3 480
satır anamorfik DVD’lerden (ki bunlar da değişik en-boy oranlarına sahip
olabilirler) 16:9 720 ve 1080 satırlık sinyallere kadar çok sayıda değişik tip
video sinyalleri mevcuttur. Hem sinyaller değişken çözünürlükte ve en-boy
oranında olabilmektedir hem de ekranlar. Ölçeklendirmenin temel amacı her çeşit
video sinyalini eldeki ekrana maksimum görüntü kalitesi ve minimum deformasyon
ile uyarlamaktır.
İki tür ölçeklendirici vardır: iç ve dış. Dış
ölçeklendirici cihazlar sinyal girişini kabul eder ölçeklendirir ve televizyona
gönderir. Tipik olarak, bunlar farklı ekranlara uyum sağlamak için sinyali
değişik çözünürlüklerde gönderebilirler. İç ölçeklendiriciler ise televizyonun
içinde inşa edilmişlerdir ve sadece tek bir çözünürlük çıkışları vardır. Bu,
üreticilerin ölçeklendiriciyi televizyona göre optimize edebilmelerini sağlar.
İç ölçeklendiriciler bazı kaynak cihazlarda da (480 satırı 720p veya 1080i
sinyale dönüştürerek DVI veya HDMI çıkışından ekrana gönderebilen DVD
oynatıcılar gibi) bulunabilir.
Bir video ölçeklendirici,
- düşük
çözünürlüklü bir görüntüyü yüksek çözünürlüklü bir görüntüye dönüştürmek için,
- yüksek çözünürlüklü bir görüntüyü düşük çözünürlüklü bir görüntüye
dönüştürmek için,
- 4:3 en-boy oranlı bir görüntüyü 16:9 en-boy oranlı bir
görüntüye dönüştürmek için,
- yan açı projeksiyonunda proporsiyon
bozulmalarını engellemek için
gereklidir.
Bu amaç ve fonksiyonların
gerçekleştirilebilmesi için artan bir şekilde sofistike ölçekleme işlemlerine
ihtiyaç duyulmaktadır. Ölçekleme işleminden önce, işlemci video sinyalini
dijitize ve de-interlace ederek tam kareler haline dönüştürmelidir. Bu prosesler
yukarıda anlatılmıştır. Her kareyi “frame buffer” adı verilen ve karedeki her
pikselin analiz edildiği bir hafıza lokasyonunda muhafaza etmelidir. Bu
analizleri “dijital FIR” adı verilen bir filtre gerçekleştirir. Bunlar sayıları
işleyen bir takım matematiksel algoritmalardan başka birşey değillerdir. FIR
filtreleri tapa (tap)’lar içerirler. Bunlar ölçeklendirici içindeki bireysel
piksellerin Y / Cb / Cr dijital komponent video değerlerine karşılık gelir.
Ölçeklendirici giriş yapan pikseli analiz ederken, komşu olan
piksellerden bazılarını da dikkate alır. Analizde komşu piksellerden kaç
tanesinin ölçeklendirici tarafından kullanılacağı filtrelerdeki tapaların
sayısına bağlıdır: ne kadar çok tapa varsa o kadar çok komşu piksel dikkate
alınır ve görüntünün kalitesi o kadar artar. Neden? Ölçeklendirici normalde
kaynak sinyale pikseller ekleyerek (ya da kaynak sinyalden pikseller çıkararak)
teknik olarak interpolasyon denen bir proses gerçekleştirir. İnterpolasyonun
amacı nihai görüntünün olması gerektiği gibi oluşması için pikseller eklemek
veya çıkarmaktır. Ölçeklendirici kaynaktan gelen pikselin etrafındaki pikseller
hakkında ne kadar çok bilgiye sahipse, o kadar iyi interpolasyon yapar.
Ölçeklendirici, her kaynak pikselin ve etrafındaki piksellerin Y / Cb /
Cr değerlerini ölçer. Daha sonra bu değerleri her tapa için atanmış
ağırlıklandırılmış faktörlerle çarpar. Bu ağırlıklandırılmış faktörler her
kaynak pikselin nihai piksel çıktılarının belirlenmesindeki önemini tanımlar.
Genelde, tapa analiz edilen piksele ne kadar yakınsa ağırlığı da o kadar yüksek
olur. Çünkü yakın pikseller nihai piksel çıktısının oluşturulmasında
uzaktakilere göre daha fazla öneme sahiptir. Bundan sonra ölçeklendirici, ekrana
göndereceği nihai piksel çıktılarının Y / Cb / Cr değerlerini hesaplamak üzere
sonuçları bir araya getirir. Ağırlıklandırılmış faktörlerin tapalar arasındaki
dağılımı basit değildir, daha doğrusu, dijital filtreleme tasarımı sanatının ta
kendisidir.
Bir çok ölçeklendiricide filtreler çevreleyen pikselleri
yatay ve dikey yönlerde ardışık olarak analiz eder. Bunlara 1D filtreler denir
ve göreceli olarak daha basit ve ucuzdurlar. Diktörtgen boyutlama için yeterince
iyi çalışırlar. Ancak, pikselleri her iki yönde AYNI ANDA analiz eden 2D
filtreler yatay ve dikey düzeltmelerde çok daha iyi sonuç üretirler.
Ölçeklendiricilerin çoğu yatay ve dikey filtreler için sabit sayıda tapa
kullanırlar; tipik olarak yatay yönde 3 ila 7 tapa, dikey yönde 3 ila 5 tapa
vardır. Silicon Optix Realta HQV işlemcisi her pikselin boyut ve en-boy oranına
göre değişebilen bir 2D filtre kullanır. Maksimum 1024 tapaya denk gelen 32’ye
32 tapa.
Eğer kaynak sinyalin ve çıktı sinyalin çözünürlükleri farklıysa
(ki ölçeklendirmenin bütün teması zaten budur), her kaynak pikselin analiz
edilmesi nasıl oluyor da en doğru çıktı çözünürlüğünü sağlıyor? Cevap şu:
ölçeklendirici bu analizleri tam olarak kaynak görüntüdeki piksellerin
lokasyonunda yapmıyor, bunun yerine ÇIKTI GÖRÜNTÜDEKİ piksellerin lokasyonunda
yapıyor.
Örneğin, farzedelim ki kaynak görüntü 4:3 720’ye 480 bir DVD
görüntüsü, ve biz bu görüntüyü 16:9 1920’ye 1080 sabit pikselli (yani kaynak
piksel sayısının 6 katı piksele sahip) bir ekranda göstermek istiyoruz.
Ölçeklendirici kaynak görüntüdeki her pikselin etrafındaki 6 farklı lokasyonda
bu analizleri yapmak ve alt piksel olarak da tanımlanabilecek bu lokasyonları
bir piksel genişliğinin belirli bir oranı mesafesinde ayrıştırmak durumunda.
Bunu başarmak için, ölçeklendirici, aynı tapa seti ile ilgili faktör
ağırlıklarını bu 6 analiz için hafif hafif değiştirir. Bu işlem bu tapa
setlerinin kaynak pikselin gerçek lokasyonundan bir yana ya da diğer yana
uzamasına neden olur. Uzamış ağırlıklandırılmış faktör setleri teknik olarak FIR
filtrelerinin farklı evreleri olarak tanımlanır. Ve bir filtre ne kadar çok
evreye sahipse sonuç o kadar tatminkar olur.
Bunun nasıl çalıştığını
anlamak için, yukarı, aşağı, sağa ve sola doğru yarım piksel genişliğinde
hareket eden 3’e 3 (9 piksel) piksel hayal edin. Bu durumda 4 evreye sahip 9
tapalı bir filtreye ihtiyaç var ve bu filtre tek bir kaynak pikselin
pozisyonunun etrafında yerleştirilmiş 4 çıktı piksel üretmelidir. Gerçekte,
çıktı piksellerin pozisyonları ile kaynak piksel pozisyonları üstüste
geçişecektir. Ölçeklendirici, 9 kaynak pikselin Y / Cb / Cr değerlerini esas
alarak her çıktı pikselin Y / Cb / Cr değerlerini hesaplayacak, uzamış ağırlıklı
faktörleri kullanarak da 4 yeni pikselin pozisyonunu belirleyecektir.
Daha önceki örnekteki dvd eğer anamorfik olarak kaydedilmemişse, nihai görüntü yatay olarak basık oluşacaktır. Çünkü ölçeklendirici 4:3 görüntüyü 16:9 en-boy oranına
dönüştürmektedir. Ancak, ölçeklendirici doğru en-boy oranını da
sağlayabilecektir; bu durumda, DVD görüntüsü 4:3 ise, çıktı çözünürlüğü 1,440’a
1,080 olacaktır. Başka bir alternatif de, “akıllı yayma” sağlayan
ağırlıklandırılmış faktörleri kullanmaktır. Bu yöntemle 4:3 bir görüntünün yan
kısımları merkez kısımdan daha fazla basıklaşır. Bu özellik bütün modern 16:9
ekranlarda mevcuttur.
Bir çok kişi, “ölçeklendirici” sözcüğünü,
de-interlace ve 3:2 pulldown işlemlerini de yapan video işlemcisi için kullanır.
Bu yanlıştır. Sözcük aslında video işlemcisinin işlevlerinden birini tanımlamak
için kullanılabilir.
GÜRKAN ÖZDİNÇER
|